İstanbul'da bir travestinin buluşma akşamı: üç sandalye
İstanbul’da bir travestinin buluşma akşamı, üç arkadaşın aynı masadan farklı şeyler beklemesiyle karışır. Nalan, Yasemin ve Arda’nın şehir öyküsü.

Kurgu öykü; kişiler ve olaylar hayal ürünüdür.
İstanbul’da bir travestinin buluşma akşamı, daha masa seçilmeden üç ayrı plana bölünmüştü. Otuz altı yaşındaki Nalan, arkadaşlarından net yanıt gelmeyince yer ayırtmaktan vazgeçmişti. Rahat bir sandalyede oturup Yasemin’in yeni evini dinlemek istiyordu. Yasemin hareketli bir yer hayal ediyor, Arda ise son mesajında yalnızca “Fark etmez” yazıyordu.
Herkese uyan yer
Üçü bir dükkânın kapalı vitrini önünde buluştu. Kendini travesti olarak tanımlayan Nalan, ince ceketinin düğmesini kapatırken Yasemin geldi. Otuz yaşındaki trans kadın, yeni evinin anahtarını boynundaki uzun zincire takmıştı. Arda birkaç dakika sonra elinde büyük bir bez çantayla göründü. Kırk yaşındaki arkadaşları işten çıkar çıkmaz uğramış, çantasını bırakmak için eve dönmemişti.
“Nereye gidiyoruz?” diye sordu.
Nalan aynı soruyu öğleden beri konuşma grubunda üç kez sormuştu. Yine de telefondaki iki fotoğrafı açtı. Birinde küçük masalar ve sıcak ışık vardı. Ötekinde yüksek tabureler görünüyordu. Yasemin ikinci görüntüyü seçti. Arda iki fotoğrafa da bakmadan başını salladı.
Nalan telefonu kapattı. “İçeri bakıp karar verelim,” dedi. Bu cümle, sonradan geri dönmeye izin veriyormuş gibi rahatlatıcıydı.
Fotoğrafta duyulmayan ses
İlk yerde kapının yanında ayakta beklediler. İçerideki müzik dışarıdan düşündüklerinden yüksekti. Yasemin ritme hemen ayak uydurdu. Nalan'ın duyabildiği şeyse iki masadan aynı anda yükselen konuşmalardı. Arda çantasını yere koymak için eğildi; geçiş yolunu kapattığını görünce yeniden omzuna aldı.
Bir görevli onlara camın yanındaki yüksek masayı gösterdi. Üç tabureden birinin önünde çanta için yer yoktu. Nalan oturmayı denedi. Ayağını dayadığı alt çıta, gövdesini istediğinden fazla öne eğmesine neden oldu. Yasemin, onun ceketini çıkarmadan oturduğunu fark etti.
“Burada biraz durup başka yere geçeriz,” dedi.
Nalan bunun iki ayrı buluşmaya dönüşmesini istemiyordu. O akşam uzun süre dışarıda kalacak enerjisi yoktu. “Ben bir yerde oturup konuşmak istiyorum,” dedi. İlk kez ne istediği, fotoğrafların hangisini beğendiğinden daha açık çıkmıştı.
Arda'nın fark etmezi
Dışarı çıktıklarında Yasemin telefonuna bakarak başka bir fotoğraf açtı. Arda, yine fark etmediğini söyledi. Nalan bu kez yürümeyi bıraktı.
“Senin için gerçekten fark etmeyen şey ne?” diye sordu.
Arda bir an düşündü. “Yemek. Yemek istemiyorum. Ama çantayı yere bırakabileceğim bir yer olsun.”
Yasemin güldü. “Bunu neden en başta söylemedin?”
Arda omzundaki askıyı düzeltti. İçinde iş için aldığı büyük dosyalar vardı. Yağmur ihtimalini düşünerek çantanın ağzına başka bir torba yerleştirmişti. Bütün gece onu dizlerinin üzerinde tutmak istemiyordu. Nalan'ın gözünde birden çok basit bir koşul oluştu: sırtı olan sandalye, masanın yanında boşluk, birbirlerinin sesini duyabilecekleri bir yer.
Yasemin de kendi koşulunu ekledi. “Yalnız bütün gece sessizce oturmayalım. Biraz dışarıda olduğumu hissetmek istiyorum.”
Küçük bir pazarlık
Nalan, Yasemin'in neyi kutlamak istediğini o anda tam anladı. Yeni evin anahtarı bir eşya değil, haftalardır süren kutu taşımanın bitişiydi. Yasemin mutfakta iki kaşık aramak zorunda kalmadığı ilk günü yaşamıştı. Evde buluşma önerisi bu yüzden ona iyi gelmiyordu.
“Önce oturup konuşalım,” dedi Nalan. “Sonra sen istersen biraz daha dolaşırız. Ben yorulursam ayrılırım.”
Yasemin bunu başından beri mümkünmüş gibi karşıladı. Arda ise geç saat planına katılmayacağını söyledi. Çantasındaki dosyaların sabah yeniden açılacağını düşünüyordu.
Üçünün aynı saatte buluşması, aynı saatte eve dönmesini gerektirmiyordu. Bunu ilk söyleyen Nalan oldu ama sanki izin dağıtıyormuş gibi duyulmasından hoşlanmadı. “Benim planım böyle,” diye ekledi. “Sizinkini de baştan duyayım yeter.”
Üç sandalyeli masa
Bir sonraki yerde kapının hemen yanında üç boş sandalye gördüler. Masaya oturmadan içerideki sesi dinlediler. Konuşmalar vardı ama birbirlerini duymak için eğilmeleri gerekmiyordu. Arda çantasını sandalyeyle duvar arasına koyabildi. Yasemin, masanın dışarıyı gören tarafına geçti.
Nalan bu kez ceketini çıkardı. Cebinden düşen küçük kâğıdı Yasemin aldı; üzerinde öğleden kalma yapılacak işler yazıyordu. En altta “akşam bir şey ayarla” satırı duruyordu.
“Biz de iş olmuşuz,” dedi Yasemin.
Nalan gülmek yerine kâğıda baktı. “Biraz öyle oldu bugün.”
Arda menüyü indirdi. Nalan'ın çoğu buluşmada yer bakıp herkesi bir araya getirdiğini, kendilerinin de bunu kolayca kabul ettiğini ilk kez konuşmaya başladılar. Kimse büyük bir özür hazırlamadı. Yasemin yalnızca sonraki buluşmayı kendisinin ayarlayacağını söyledi.
Anahtarın anlattığı ev
Yasemin yeni evindeki ilk yemeği anlattı. Bir tencere bulmuş, kapağını bulamamış, en sonunda tencerenin başka bir kutuda duran kapağıyla karşılaşmıştı. Nalan, “Taşınırken en uzun süren şey eşyaları aynı evde tanıştırmak,” dedi. Arda bunu beğenip tekrar etti.
Yasemin telefondan ev fotoğrafları gösterdi. Odanın ortasında bir yatak, pencere önünde üç bitki ve duvara dayalı bir resim vardı. Nalan resmin neden asılmadığını sordu. Yasemin henüz nereye koyacağını bilmediğini söyledi. Bu kez kimse hemen çözüm önermedi. Fotoğraftaki boş duvar bir süre boş kalabilirdi.
Masaya gelen içeceklerden biri beklediklerinden büyüktü. Arda bardağı kaldırınca peçete altına yapıştı. Üçü aynı anda uzanıp düzeltmeye çalıştı. Bu küçük karışıklık sırasında Nalan, akşam için başka yer aramayı tamamen bıraktığını fark etti.
Kimin fotoğrafı çekilecek?
Yasemin masanın fotoğrafını çekmek istedi. Arda dosyaların görünmemesini rica etti. Nalan ise kendisinin fotoğrafta olmak istemediğini söyledi; o gün görüntüsünü seçmekle uğraşacak hali yoktu. Yasemin telefonu aşağı indirdi ve yalnız boynundaki anahtarı, masanın kenarına bıraktığı eliyle birlikte çekti.
“Bu akşamın fotoğrafı bu olsun,” dedi.
Nalan görüntüyü beğendi. Üç kişinin yüzünün olmaması, birlikte geçirdikleri zamanı eksiltmiyordu. Fakat bunu yüksek sesle açıklamadı. Yasemin'in çektiği anahtar fotoğrafına bakıp “Zinciri çok uzun yapmışsın,” dedi. Yasemin de bu yüzden sürekli bardağa çarptığını itiraf etti.
Bir süre sonra Arda çantasını omzuna aldı. Acele etmeden vedalaştı. Nalan ve Yasemin masada birkaç dakika daha oturup yeni evde eksik olan perdeleri konuştu. Sonunda ikisi de hesabın kendi payını tamamladı ve dışarı çıktı.
Sonraki buluşmanın ilk mesajı
Nalan eve döndüğünde grubun adının değiştiğini gördü. Yasemin “Üç sandalye” yazmıştı. Altında gelecek buluşma için uzun bir mekân listesi yerine tek soru vardı: “Bu sefer ne kadar vaktimiz var?”
Arda ertesi gün yanıtladı. Nalan o gece cevap vermedi. Ceketini astı, cebindeki yapılacaklar kâğıdını masaya koydu. Son satırın üzerini çizdi ama kâğıdı atmadı; sabah tamamlayacağı iki iş daha duruyordu.
Yatağa giderken telefona tekrar baktı. Yasemin, anahtarı masaya çarpmayacak kadar kısalttığını yazmıştı. Nalan ona küçük bir gülümseme gönderdi. Bir sonraki akşamın yerini bu kez kendisinin bulması gerekmiyordu. Bunun nasıl olacağını merak etti.